Ailenizin Palası
Ailenizin Palası

@Pala_Biyik_Rak

69 تغريدة 97 قراءة Sep 11, 2024
VAHDETTİN’İN KUVVACILAR’A KARŞI OLUŞTURDUĞU HİLAFET ORDUSU, ASLINDA İNGİLİZ ORDUSU İDİ!
“Yunan ordusunun arkasında İngilizler vardı." demek de gerçeği tam olarak ifade etmiyor.
Yunan ordusu, Mustafa Kemal Paşa'nın şanlı ordusuyla çarpışan İngiliz ordusuna destek için Anadolu'ya geldi. İngiliz ordusu dediysem o da doğru değil. Britanya ordusudur doğrusu. Bu ordunun içinde İngiliz, İrlandalı, İskoç ve Hint birlikler vardı.
Bu birlikler, Kemal Paşa'nın ordusuyla İzmit çevresinde savaştı. Birliklerin isimleri şöyle:
Sussex, Buffs, R.A.F, The Argyll and Sutherland, Gordon Highlanders, Lancashire ve Punjabi birlikleri.
Ancak bu birlikler, Kemal Paşa'nın şanlı ordusuna karşı "İngiliz ordusu" ismiyle savaşmadılar; "Hilafet Ordusu" ismiyle savaştılar. İngiliz kurnazlığını görüyor musun?
Fotoğrafta görülen birlikler onlar.Yüzyıllar önceMemlüklerden aldığımızHalifelik makamı uğruna,dikkat edinizHalifelik demiyorum çünkü halifeliğiHülagüHan bitirmişti,halifelik makamı uğruna çöllerde canına canKatıp savaşmış yüceTürk milleti,sonunda bu makam ile karşı karşıya geldi
Bizans'ın son imparatoru İstanbul'u vermemek için 1453'te İstanbul'da Türklere karşı savaşarak ölmüşken; Osmanlı'nın son padişahı Vahdettin, bu toprakları yüzyıllarca vatan yapan milleti, tahtı uğruna sözde Hilafet Ordusu ismiyle birbirine düşürmekten geri durmadı.
Yaptığı bu işi, babası Abdülmecid bile yanlış bulmuştur. Sırf Abdülmecit, Kemal Paşa'nın yani vatanın has evlatlarının tarafında oldu diye, Vahdettin tahtını babasına bile bırakmamıştır. Bunları İngiliz basını defalarca yazdı.
Padişah ve İngiliz destekli bu sözde Hilafet Ordusu, Kuvayı Milliye karşısında başarısız oldu. Sebeplerinden biri, birlikler içindeki Türklerin, bir süre sonra İngilizleri İzmit'te yüz üstü bırakmasıdır. Bunun üzerine Hythe Konferansı yapıldı. Bu iki olay aynı tarihe denk gelir.
İngilizler, Kemal Paşa ile başa çıkamayınca bu konferansta Yunanlardan yardım istediler.
Böylece Yunan ordusu İngilizlere destek olmak için İzmit tarafına kaydırıldı.
Bir yıl sonra Sakarya Savaşı ile bu bölgeden atıldılar. Yani İngilizler Yunanların değil, Yunanlar İngilizlerin arkasında oldu.
Halifeliğin kaldırılması sonrası İngiliz basını:
- Daily Telegraph 4 Mart 1924 günü, halifeliğin kaldırılışını konu alan makalesinde şöyle diyordu:
"Türkler, Halifeliği kaldırmakla batılılaşacaklarını, uygarlaşacaklarını sanıyorlarsa yanılıyorlardı.
Uygarlaşmak şöyle dursun, gittikçe uygarlıktan uzaklaşıyorlardı..
Nitekim başkentlerini, uygarlıkların yol kavşağı olan Istanbul'dan alıp uygarlıktan uzak Ankara'ya kaydırmışlardı...
Halifelik sayesinde büyük olan Türkiye, bundan sonra üçüncü sınıf bir Tatar devletçiği derekesine düşecektir."
Daily Telegraph devam ediyor:
"Kemalistler, Anadolu halkına, 'Ben bir Müslümanım' yerine, 'Ben bir Türküm' dedirtmeye çalışıyorlar. "
- Daily Mail gazetesi de 4 Mart 1924 günü Halifeliğin kaldırılışını şu sözlerle veriyordu:
"Müslümanların Papası tahttan indirildi. Halife, 250 milyon insanın dini lideridir" diyordu.
Gazete hemen bir halife arayışına giriyor, Hicaz kralı Hüseyin'i halife adayı ilan ediyordu.
- Daily News, 5 Mart 1924 günü duygusal bir başlıkla Halife güzellemesi yapıyordu.
"Halife tahttan indirildi. Gece yarısı hüzünlü sahneler. Halife için Istanbul'dan Isviçre'ye özel tren" gibi başlıklarla halifeliğin kaldırılışının yasını tutuyordu.
- Times gazetesi, 5 Mart 1924 günü Osmanlı Halifesi - Geçmişin Trajedileri - Huzursuz Bir Makam" başlıklı bir makale yayımlamıştı. Halifeliğin ortaya çıkışından son buluşuna kadar bütün tarihini ele alan makale, halifeliğin el değiştirme imkânı olduğunu iddia ediyordu.
- Halifeliğin kaldırılmasına sevindiği hatta kaldırılışı için bizzat uğraştığı iddia edilen İngilizler,halifelik kaldırılır kaldırılmaz yeni bir halife arayışına giriyordu. Times gazetesinin haberinin devamında halifeliğin zaten Türklerin elinde olmaması gerektiğini iddia ediyor.
- ve Halife Abdülmecidi hedef alarak yazısına şöyle devam ediyordu:
"Abdülmecid Efendi, devrilen Halifelerin yirmi dördüncüsüydü. Gerçek Sünniler, Arapça bile bilmeyen bu Halifenin atılmasından sevinç duyabilirler ve şunlarla avunabilirlerdi:
- ... İsterlerse Fas Sultanı Mula Yusuf'a, Zeidi tarikatının lideri Yemen İmamı Yahya'ya, hatta Kureyş kökeninden ve Peygamber kanından gelen kimseye (Hicaz Kralı Hüseyin) sığınabilirlerdi..."
İngilizler, Türklerin terk ettiği Halifelik kurumuna üç aday birden bulmuştu.
- İngilizler, sömürgeleri olarak bütün taleplerine kulak tıkadıkları Hindistan'a bütün ilgileri ile yoğunlaşmış ve Türkler aleyhine gelecek haberleri gazetelerine taşıma hevesi içine girmişlerdi.
- Hint Hilafet Komitesinin aşırı liderlerinden Amir Ali'nin verdiği demeç Times gazetesinde geniş yer buluyordu. Kendi söylemek istediklerini bir başka Müslüman kitlenin ağzından duyurmak daha etkili bir yöntemdi. Times gazetesine konuşan Amir Ali, özetle şunları söylüyordu:
- "Halifelik 250 milyon Müslümanı birbirine bağlayıp perçinlemişti; evrensel kültürün, uygarlığın ilerlemesini sağlamıştı. Şimdi bu birliğin, beraberliğin ve de uygarlığın yerine karışıklık ve ihtilal gelecekti...
Ayrıca, Ankara Parlamentosunun, ön dört yüzyıllık bir makamı kaldırmaya yetkisi var mıydı?"
- İngilizler'in halifeliğin kaldırılışına bu kadar öfkelenmesinin sebebi neydi?
Sömürgelerinden en çok Müslüman tebaaya sahip olan ülke İngiliz İmparatorluğuydu.
Halifelik makamına sahip olan OsmanlıSultanı,İngiliz kontrolünde yaşıyordu.-Halifeyi baskı altında tutan İngilizler,halifelik makamının gücünden yararlanarak sömürgelerindekiMüslümanları da kontrol altında tutabiliyordu.Halifeliğin kaldırılışına duydukları öfke bu yüzden büyüktü.
- Fransızlar Fas Sultanını, İtalyan'lar Şeyh Sünnüsi'yi yada dünyanın başka bir yerinden birileri birilerini halife ilan edebilirdi. İngilizler için en korkunç olanı buydu.
- Lozan antlaşmasının Halifeliğin kaldırılışı karşılığında imzalandığı iddiasını
yine İngiliz kaynakları yalanlıyordu. 5 Mart günü İngiliz milletvekili Mr. OrmsbyGore, Parlamentoda Dışişleri Bakanına şöyle soruyordu:
- Türk Hükümetinin Halifeliği kaldırma teklifi hakkında İngiliz Hükümetinin elinde bilgi var mı?
Türk halifeliğinin yani sıra, başka devletlerce de tanınacağı yolunda Lozan Antlaşması'nda herhangi bir hüküm var mıdır? diye ekliyordu.
- Soruya, Dışişleri Bakanı adına Mr. Ponsoby cevap verdi: Türk Meclisinin Halifeliği kaldırdığı,
Halifeyi sınırdışı ettiği yolundaki basın haberlerini doğrulayacak haberlerin alındığı, ama şimdilik ayrıntılı rapor gelmediği açıklandı...
...Lozan Antlaşması'nda ise Halifelikle ilgili herhangi bir hüküm bulunmuyor" olduğunu belirtti.
Halifeliğin kaldırılışının İngilizlerin talebi doğrultusunda olduğu gibi akıl dışı bir iddiaya cevap niteliğinde olması için kısa bir not olarak bunları paylaşmanın yeterli olacağını ümit ediyoruz.
Laikliği Avrupa bize değil, biz Avrupa'ya dayattık. Hem de Lozan'da. Daha cumhuriyet kurulmadan, laiklik diye bir madde bile gelmeden önce Lozan'da bakınız neler demişiz... Tarihin belki de en sömürgeci en kan emici devletlerinin temsilcilerine söylüyoruz bu sözleri.
Peki neden böyle söyledik? Neden laik devlet idealini yabancılara dayattık? Sebebi şu:
Osmanlı döneminde Türkiye'de yaşayan gayrimüslimler, Türklerden çok daha ayrıcalıklıydı.
Padişahlar, gayrimüslimlere inanılmaz ayrıcalıklar tanıdı.
Yani kapitülasyonlar...
Vergi ayrıcalığı, askerlik, sosyal hayat, mali ayrıcalık ve en beteri de hukuki ayrıcalıkları vardı. Mesela bir yabancı, hırsızlık yaptığında, kaçmadığı sürece Osmanlı zabitlerince tutuklanamazdı. Türkçe bilmiyorsa, tercümanı da yoksa, mahkemesi de görülmüyordu.
Peki ne oluyordu? O yabancının bağlı olduğu devletin konsolosu geliyor ve hükmünü o veriyordu.
Nerede? Konsolosluk Mahkemelerinde. Yani Osmanlı döneminde yabancılara şeriat kuralları işlemezdi. Yabancılar, Konsolosluk Mahkemelerinde davalarını görürlerdi.
Kiliselerin yani dini kuruluşların resmî yetkileri vardı. Dini kurumlar için edilen mallardan dolayı vergi de ödemezlerdi.
Peki biz Lozan'da ne yaptık dersiniz?
"Bu düzen böyle gitmez! Bundan sonra yabancı vatandaşlarımızın yüzyıllardır sahip olduğu ayrıcalıklar kaldırılacak.
Yabancılarla Türkler eşit olacak. Ortak hukuktan faydalanacak!" dedik.
Onlar ise "Sizin dininiz başka bizimki başka, din adamlarımız, dini kurumlarımız için ayrıcalıklar devam etmeli," diye direttiler.
Biz de buna karşılık "Ayrıcalıklar kaldırılacak! Türkiye bundan böyle laik bir devlet olacak... Tüm yurttaşlar hukuk önünde eşit olacak, gayrimüslimlerin din adamlarının siyasi(resmi) yetkisi olmayacak, ayrıcalık tanınmayacak. Bundan başka bir şey bizden talep etmeyin" dedik.
Laik Türkiye idealine en başta Yunanlar karşı çıkmıştır. Çünkü kendi din adamlarının işine gelmiyordu laik Türkiye çünkü ayrıcalıklarını kaybedeceklerdi.
Görseldeki konuşma Lozan'da, Azınlıklar Alt Komisyonu'nun 18 Aralık tarihli oturumundan bir konuşma. Tutanaklara geçmiştir.
Bu sözlerin sahibi de Rıza Nur'dur. Yani sonradan fıttıran Rıza Nur!
Bunlar hakikat. Hiçbir devlet bize laikliği dayatmadı. Asıl biz onlara laik, eşit, sosyal bir Türk devletini dayattık.
Şu fotoğrafta gerilmiş vaziyette duran, ''Keşke gelseydi'' dedikleri düşman askeri oluyor. Ben Yunan sanmıştım fakat değilmiş; ''Savaşmadık ki'' dedikleri İngiliz askerlerden biriymiş. 1919 İzmir'inde, eşeğiyle sebze satan bir Türk'e, hazır ol duruşunda kim bilir neler soruyor.
Vücut duruşuna bakar mısınız askerin? O vücut duruşunda, Sultan Alparslan dahil 1000 yıllık öfkeler saklı. Keşke başımızda olsalarmış, hilafet olurmuşmuş...
Belli oluyor olacağı... IWM arşivlerinin 14079 nolu fotoğrafı. Daha böyle 500 fotoğraf bulunmakta. Sadece İzmir'deki İngilizlerin değil, Çanakkale ve İstanbul'dakiler de mevcut.
Churchill'in fotoğraflarını alıp altına "Osmanlı'yı mahalle mahalle işgal etsek halifeliği kaldıramazdık." yazmak... Bir de İngilizler, halifeliğin kaldırılması karşılığı Lozan'ı kabul etti diyerek cilalamak...
İngilizlere öylesine tapınırcasına hayran kalmışlar ki Türk milletinin İngilizlere bir Lozan tokadı attığına ihtimal veremiyorlar. Hem de İngilizlerin kendisi Lozan'a hezimet derken...
100 sene önce bir Britanya İmparatorluğu vardı ki bu imparatorluğun ve müttefiki olan devletlerin tebaası olan milyonlarca Müslüman bulunuyordu. Ama zorla ama değil, tebaaydı.
Bu sebeple İngilizler kendi İmparatorluklarına "Dünyanın en büyük Müslüman İmparatorluğu" da diyorlardı.
Şimdi bu propaganda içinde olan bir devletin halifeliğe düşman olma şansı stratejik olabilir mi? Bakınız şansı diyorum özellikle çünkü düzeni sağlamak adına başka seçenekleri yoktu.
Cumhuriyeti bile İngiliz kurdu diyeni var.
İngilizler bizden Yemen'i kopardılar, Mısır'ı kopardılar, Irak'ı kopardılar, Filistin'i kopardılar, Medine'yi, Suriye'yi kopardılar ve bu toprakların hiçbirinde cumhuriyet ilan etmediler.
Bunca Müslüman'ı idare ederken, halifelik makamı kadar kullanışlı hiçbir şey olamazdı.
Bu yüzden İngilizler halifeyi gözü gibi korudular. Sadece Vahdettin'i değil, Abdülhamid'i de.
Vahdettin ne Mekke'ye ne Bağdat'a kaçtı. İngilizlere, Amerikalılara sığınmıştı. 1918 Aralık'ta babasından edindiği ve Kırım Savaşı'na dayandırdığı
İngiliz sevgisini ve onlara bağlılığını dünyaya duyurmuştu.
Dünya Savaşı'nda İngilizler, Macmahon aracılığıyla Şerif Hüseyin'in halifeliğini bile desteklediler.
Ocak 1918'de Yemen'i işgal edince, Abdul Karim İbn Fadthli denen vatan hainini Yemen kralı ilan ettiler.
Daha savaşın bitimine 10 ay varken... Yemenliler davulla zurnayla İngilizleri karşıladılar. Hepsinin fotoğrafını kitabımda paylaşmıştım.
New Statesman dergisinde verilen bilgiye göre bakınız Lozan'daki ABD temsilcisi ne demiş...
Saltanatın kaldırılması Hint Müslümanlarına darbe olduğunu belirtmiş ve halifeyi uzun zaman koruduklarını ifade etmişler.
1919 Paris Konferansı tutanakları, ABD Dış İşleri arşivlerinde duruyor. Lloyd George'nin halifeyi nasıl kullanmak istediği kelime kelime yazılı.
Kitabımda bunu da kaynaklarıyla aktarmıştım.
Diyeceğim o ki eğer Osmanlı halifesine bir düşman arıyorsak, bu İngilizler değil, Araplardı. 400 sene Osmanlı halifesinin dini otoritesini tanıtamadık onlara.
Bunları herhangi bir köyde anlatsam, beni dinsiz kafir diye kovalayacak bir grup mutlaka çıkardı. Göstereceğim belgeleri de başımda paralarlardı. İşte Atatürk gençliği, o insanlara ulaşmalı. Atatürk gençliği bilgiyi köylere götürmeli.
Telefonları çekmiyor. İnternet pek çok köyde yok. Peki onlara kim ulaşıyor? Yandaş tv kanalları. Yandaş gazeteler... Yandaş muhtarlar... Yandaş ileri gelenler...
Ertürk Özel/İngiliz basınında biz
Bir zamanlarTürkiye için İngiltere'ye savaş açmaya hazır birAfganistan,KemalPaşa'nın tek emriyle bütün bölgeyi cihat için ayağa kaldırmayı bekleyenAfganlar varmış.BugünABD başkanının''10 günde dünyadan silerim.''dediği,taasuba batırılmış,köklerinden koparılmış bir Afganistan var.
Şu tatlı haberler yüzünden vazgeçemiyorum bu gazetelerden:
"Devletin en çok ihtiyaç duyduğu şeyin kuvvetli ve çalışkan çocuklar olduğuna inanan Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, sporun gelişiminin aynı zamanda medenileşmenin de bir unsuru olduğunun altını çiziyor.
Spor Kulüpleri Kongresinde yeni kurulan spor kulüplerinin mali sıkıntılarına değinen
Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, cebinde tek kuruş yokken ve gelir kaynağı olmadan ++
Anadolu'ya, cumhuriyetin kurulmasıyla neticelenen milliyetçi hareketi başlatmak için gittiğini hatırlattı."
Evening Star 22.10.1926
İngiliz basınında biz/Ertürk Özel
Halife Mü’tasım, Hülâgû Han’a kendi buyruğunu dinlemesini emredince şu cevabı almıştı:
“Hüküm Halifenin değil Tanrı’nındır. Şimdi hangimiz hakkında ne hüküm verdiğini öğrenmek için ordularımla Bağdat’a yürüyorum”
Hülâgû Bağdat’ı fethedecek ardından Halife’yi atlara çiğnetecekti.
😇Fazlasıyla anlamlı bir karikatür... Bakınız Lozan konferansı yarıda kesilince karikatüre nasıl yansımış...
Başlığı "Açgözlü Türk" olan bu karikatürde bir Avrupalı diplomat, bir de Türk var...
Türk'ün arkasında bir dolu dosya... Üzerinde "taviz" yazıyor.
Bu tavizler, Lozan'da yabancıların Türklere verdiği tavizler olarak resmediliyor.
Fakat bunca taviz yine de Türk'e yetmemiş ve Türk "Daha fazlası!" demiş...
"Daha fazla" istediği taviz ise diplomatın kolunun altına sıkıştırdığı dosyada...
O dosyanın üzerinde de "Türkiye'deki yabancılar" yazıyor.
Yani ne demek bu? "Kapitülasyonlar" demek...
Türk, onca tavize rağmen kapitülasyonların da kaldırılmasını istiyor...
Zaten karikatürün hazırlanma sebebi de bu çünkü 4 Şubat 1923'te yabancılar kapitülasyonların bütün uygulamalarıyla birlikte kaldırılmasına razı gelmeyince İsmet Paşa Lozan'ı terk etmişti.
Karikatür de bunu anlatıyor...
"Onca taviz verdik, yine de dahasını istiyor açgözlü Türk," demeye getirmişler...
Buradaki Türk çizimine de herhalde artık alışmışızdır diye düşünüyorum. Yine aynı sivri suçlu papuçlar, fes, şalvar...
Dünyada Türk imajı buydu desem, herhalde artık yalanlayan olmazdı bunu.
Kılık kıyafetin ve dünyadaki Türk imajının değişme vaktinin geldiği ne kadar ortadaymış. Fakat gelin görün ki bu hakikat, bugün "şapka giymeye" indirgenmiş...
2- Neden Cumhuriyetimize çamur atanların ağzından bir kez olsun kapitülastonlar çıkmaz? Neden yabancıların Osmanlı topraklarında kurduğu "devlet içinde devlet düzeni" anlatılmaz? Konsolosluk Mahkemelerine kimler tabiydi neden anlamıyorlar?
Neden Osmanlı döneminde yabancıların kendi hukuklarına bağlı oldukları, kendi mali, hukuki, iktisadi ve sosyal düzenlerini kurdukları anlatılmaz? Türklerle Kürtler sayısız kapitülasyon ayrıcalıklarının dışında değiller miydi?
O hâlde cumhuriyet ortak bir zafer değil midir?
Kapitülastonların kaldırılması ve Cumhuriyetin ilanı sonrası bu kutlu topraklarda yaşayan herkes ortak hukuktan faydalanmadı mı?
Lozan'da İngilizler, Türk-Kürt ötekileştirmesi üzerinden Türkiye'nin parçalanması arzusundaydı. Bunlar tutanaklarla sabit. Ne acıklıdır ki bu arzu, bugün rezil iftiralarla bazı kesimlerin dilinde devam ediyor.
Yazıyı okuyup beğendiyseniz ve paylaştıysanız, bu tarz içeriklerin daha fazla okunup paylaşılabilmesi için çevrenizi Twitter 'a davet ederek ayrıca Twitter kullananları @Pala_Biyik_Rak'i takip ederek ve etmesini tavsiye ederek bizlere destek olabilirsiniz. Teşekkürler🙏

جاري تحميل الاقتراحات...